D VİTAMİNİ VE GÜNEŞ IŞIĞININ YARARLARI

D Vitamini,osteoporoz, depresyon, prostat kanserinden korur, hatta diabet ve obeziteyi de engeller. Vitamin D, beslenme dünyasında belki de en fazla göz ardı edilmiş besin elementlerinden birisidir.  Bunun nedeni büyük bir ihtimalle ücretsiz elde edilmesidir. Vücudunuz güneş ışığı ile temas ettiğinde  vitamin D üretmeye başlar.İşin gerçeği şu ki çoğu insan vitamin D nin sağlıkla olan ilişkisini bilmez. 

Bu konu  ile ilgili olarak aşağıda Mike Adams’ın Dr. Michael Holick ile yaptığı bir röportajdan alıntılar bulacaksınız:

1.Vitamin D, deriniz tarafından doğal güneş ışığından gelen ultraviole radyasyonu ile karşılaşınca üretilir. 

2.Güneşin tedavi edici ışınları (ki bunlar cildinizde vitamin D üretirler) herhangi bir camdan içeri süzülemezler.  Bu şu demektir arabanızda veya evinizde otururken vitamin D üretimi olmaz. 

3. Günlük besinlerinizden yeterli Vitamin D alabilmek hemen hemen imkansızdir.  Vücudunuzda vitamin D  oluşturmanın tek yolu doğrudan güneş ışını ile temas etmektir.

4.Günlük vitamin D ihtiyacını en alt düzeyde karşılayabilmek için en az 10 bardak vitamin D katkısı ile güçlendirilmiş süt içmek gereklidir.

5. Yaşadığınız yer ekvatordan ne kadar uzak ise güneş altında kalma ihtiyacınızda o oranda artar.  Kanada, İngiltere ve A.B.D eyaletlerinin büyük bir kısmı ekvatordan oldukça uzaktırlar.

6. Vitamin D  üretebilmek için teni koyu renkli olan kişilerin açık tenli kişilere oranla 20-30 defa daha fazla güneşte kalmaları gereklidir (açık tenlilerin ürettiği vitamin D miktarına eşit üretim yapabilmeleri için).  İşte bu yüzden prostat kanseri siyah erkekler arasında salgın gibidir.  Bu, çok basit, ama çok yaygın bir güneş ışını eksikliğidir.)

7.Bağırsaklarınızda kalsiyumun  emilebilmesi için vücudunuzda yeterli  vitamin D olması gereklidir.  Şayet vitamin D miktarı yetersiz ise vücudunuzda  kalsiyum emilimi olmaz ve aldığınız bütün kalsiyum takviyeleri de etkisiz kalır.

8.Vitamin D eksikliği bir gecede düzeltilebilecek bir şey değildir.  Kemiklerinizi ve sinir sisteminizi güçlendirebilmek için aylar boyunca Vitamin D takviyesi almak (hap veya iğne olarak) ve güneş ışığında kalmak gerekir.

9. Güneş koruma faktörü çok zayıf olan kremler bile (örneğin SPF=8) vücudunuzun Vitamin D oluşturmasını %95 oranında engeller.  

İşte, güneşten korunma ürünleri bu şekilde bir vitamin eksikliğine neden olarak hastalıklara yol açarlar.

10. Güneş ışığından çok fazla ve gereksiz miktarda vitamin D üretmek mümkün değildir, çünkü vücudunuz  sadece kendi ihtiyacı kadarını üretir. 

11.Şayet göğüs kemiğiniz üzerine sıkıca  bastırınca acı veriyorsa, o halde kronik vitamin D eksikliğinden muzdaripsiniz demektir.

12.Kullanılmaya başlamadan evvel vitamin D böbrekleriniz ve karaciğeriniz tarafından harekete geçirilir.

13. Vücudunuzda  böbrek hastalıkları veya karaciğer hasarı varsa o zaman vitamin D nin harekete geçirilmesi ve vücut içinde dolaşıma başlaması zorlaşır.

14.Vitamin D vücudunuzdaki en güçlü tedavi edici kimyasallardan birisidir, ancak bunu elde etmek için herhangi bir reçeteye veya ödeme yapmaya gerek yoktur. 

Güneş ışınlarıyla temasın zararlı etkilerine gelince, zaten vücudunuzdaki süper antioksidanlar sizin bedeninizin güneş ışığından yanmamasını sağlar. Astaxanthin içimizdeki en güçlü güneş filtresidir ve sizin yanmadan güneş altında kalma sürenizi iki misli uzatır.  Diğer güçlü antioksidanlar ise Acai, Nar ve böğürtlendir

7/4/2009 | Kategori: Saglik | Yorum (0) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

MADEN SUYU VE YARARLARI


Maden Suyu, içerdiği tüm mineraller ve karbondioksit gazı ile birlikte yeraltındaki çatlaklardan yol bularak yeryüzüne çıkar ve tamamen “doğaldır”. Soda ise su ve sudan yapılan içeceklere üretim esnasında karbondioksit gazı basılmasıyla elde edilen ve tamamen “yapay” olan bir içecektir.


*Maden suyu “asitli” midir?

Halk arasında “asitli” denilen içeceklerde aslında kastedilen, içeceğin içindeki “karbondioksit” gazıdır. Karbondioksit gazı dilimiz ile temas ettiğinde geçici olarak tat algılayıcılarını uyuşturduğu için içimi kolaylaştırmaktadır. Gazlı içecek üretiminde çok özel proseslerle üretilen ve % 99,99 saflıkta gıda üretimi için özel karbondioksit gazı kullanılır.


*Günde ne kadar maden suyu tüketebiliriz ?

Doğal suların içerdiği zengin mineraller vücudumuzda vitaminlerin fonksiyonlarına yardımcı olurlar. İçerdiği zengin kalsiyum ve florür gibi mineraller nedeniyle özellikle çocuklar, bayanlar ve yaşlıların daha fazla maden suyu içmeleri gerekir. Uzmanlar günde en az 2 litre civarında su ve maden suyu gibi “yararlı sıvı” tüketilmesini öneriyor.


*Çocukların maden suyu içmesi zararlı mıdır?

Maden suyunun bilinen hiçbir zararı olmayıp, aksine vücudumuza sayısız yararları vardır. Büyüme çağındaki çocuklar kalsiyum, demir, çinko, florür gibi minerallere yetişkinlerden daha fazla ihtiyaç duyarlar. Bu ihtiyacı karşılamanın en iyi yolu bolca süt ve doğal suları tüketmeleridir. Maden suyunun içerdiği kalsiyum kemik yapısının, florür ise ağız ve diş sağlığının gelişmesi için son derece yararlıdır.


*Hamilelikte maden suyu içilir mi?

Hamilelik, beslenmeye özellikle dikkat edilmesi gereken bir dönem. İnsan vücudu bebeği besleyebilmek ve gelişmesini sağlamak için normalden daha fazla gıda, sıvı, mineraller ve vitaminlere ihtiyaç duyar. Bu katkıyı doğal yoldan sağlayabilmek için, hamilelikte düzenli olarak maden suyu tüketimi tavsiye edilir.


*Maden suyu cilde yararlı mıdır ?

Maden suyu içerdiği zengin mineraller vücudumuzun birçok bölgesine olduğu gibi cilt için de yararlıdır. Hatta piyasada sprey şişelerine doldurulmuş ve yüze püskürtülerek kullanılan maden suları satılır.


*Maden suyu böbrek taşı yapar mı?

Böbrek taşlarının oluşumunda ana neden, yetersiz miktarda sıvı tüketimidir. Başka bir deyişle, yaşamı boyunca yeterli ve düzenli miktarlarda su ve maden suyu tüketmeyen insanlarda böbrek taşı oluşumu hızla meydana gelir. Bu duruma gelmiş ve böbreklerinde taş oluşmuş insanların maden suyu tüketmeleri tavsiye edilmez ancak esas olan, düzenli ve yeterli miktarlarda su ve maden suyu tüketerek vücudumuzu bu gibi etkenlerden korumaktır.


*Avrupa’da ve Türkiye’de kişi başına yıllık maden suyu tüketimi ne kadar?

Avrupa’da kişi başına yılda 150 litre maden suyu tüketirken bu oran Türkiye’de 3 litrenin altında. Ülkemiz aslında Avrupa’nın doğal mineralli sular açısından en zengin coğrafyasına sahip ancak, yıllık 65 milyon litre olan bu kaynağın sadece yüzde biri şişeleniyor, yüzde doksandokuzu boşa akıyor. Süt ve süt ürünleri tüketiminde de Avrupa ile aramızda benzer oranlar olduğu için, neticede ulusal beslenme kültürü ile bağlantılı ilginç tablolar ortaya çıkıyor. Örneğin bu beslenme kültürü sayesinde Avrupalı kemik erimesi gibi hastalıkları nadiren duyarken Türkiye’de belirli yaş ve cinsiyet gruplarında kemik erimesi oranları % 30’larda yaşanıyor. Bunun en önemli nedeni, yaşam boyunca düzenli olarak tüketilen süt ve doğal suların miktarlarındaki, bu yol ile alınan doğal kalsiyum takviyesindeki büyük farklılık.


*Maden suyu son kullanma tarihinden sonra bozulur mu?

Maden suyu kapağı açılmaz ise kesinlikle bozulmaz. Ürünlere son kullanma tarihi konulmasının tek nedeni, dolumdan sonra belirli bir süre geçtiği zaman sadece kapak ve ambalajdan dışarıya karbondioksit gazı kaçması ve azalmasıdır.


*Düzenli maden suyu tüketimi ile bazı hastalıklar arasında bağlantı var mıdır?

Maden suyunda zengin olarak bulunan minerallerden magnezyum, hücre içerisinde potasyumdan sonra en yoğun olarak bulunan katyondur. Hücre zarı, hücre içi ve hücre çekirdeğindeki birçok biyolojik olaylarda etkilidir ve kas ile sinirlerdeki elektrik uyarılarının iletilmesini sağlar. Kalp ve damar hastalıkları ile çok ilgisi vardır. Enfarktüs geçiren insanlarda magnezyum düşüklüğü saptanmıştır. Damar sertliğine yol açan damarlardaki yağ ve kalsiyum birikmesi de magnezyum eksikliğinden oluşur.


*Sodyum vücut sıvılarında en fazla bulunan elementtir ve sıvı dağılımı ile sıvı
dengesinin düzenlenmesini sağlar. Ayrıca asit-baz dengesi ve sinir uyarılarının taşınması en önemli görevlerindendir.


*Kalsiyum vücudumuzda en fazla bulunan elementtir. Kemik yapısının yanı sıra kas kasılmalarının düzenlenmesine, sinir uyarılarının taşınmasına, hücre zarlarında iyon değişimine, hormonların, sindirim enzimlerinin ve nörotransmitterlerin salgılanmasına yardımcı olur. Yaşla ilgili kemik kayıplarını ve kırılmalarını önler. Kalsiyum sadece süt ve doğal sularda bulunur. İçerisinde kalori ve kolesterol olmadığı için maden suyu, kalsiyum açısından süte en iyi alternatif olmaktadır.


*Bikarbonatlar, magnezyum, sitratlar, sodyum, flor ve kalsiyum maden suyunda bulunan doğal dengeleri ile, ürolojik hastalıkların seyri ve özellikle ameliyat sonrasında çok etkendir. Böbrek taşlarının tekrarlamasını önlemenin en kolay, en pratik ve doğal yolu bu sıvıları bolca tüketmektir.


*Bikarbonatlı sular alkali yapıları sayesinde mide asiditesini nötralize eder ve bu özelliği nedeni ile peptik ülser hastalığının tedavisinde önemli rol oynarlar. Yine fonksiyonel mide ve bağırsak hastalıklarında semptomları azaltıcı etkileri vardır.
Kalsiyum ve magnezyum içeren sular bağırsak molaritesini azaltarak stress sonucu gelişen ishal gibi şikayetleri önlemede etkili olurlar. Sülfatlı sular safra salgılarını ve akımlarını arttırır.


*Kalsiyum zengini doğal mineralli sular, menapoz döneminde kadınlarda ve ileri yaşlarda erkeklerde kemik erimesinin önlenmesi ve tedavisinde yeterli kalsiyum desteği sağlanmasında önemli bir seçenektir.

6/4/2009 | Kategori: Saglik | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

ORGANİK TARIM


Tarımsal üretimde kullanılan kimyasalların (ilaç, gübre gibi) olumsuz etkilerinin insan ve toplum sağlığı üzerindeki zararları artarak kendini hissettirmeye başlamıştır. Tüm bu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılması amacıyla kimyasal gübre ve tarımsal savaş ilaçlarının hiç ya da mümkün olduğu kadar az kullanılması, bunların yerini aynı görevi yapan organik gübre ve biyolojik savaş yöntemlerinin alması temeline dayanan Ekolojik Tarım Sistemi geliştirilmiştir. FAO ve Avrupa Birliği tarafından konvansiyonel tarıma alternatif olarak da kabul edilen bu üretim şekli değişik ülkelerde farklı isimlerle anılmaktadır. Organik Tarım, ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas olarak sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımını yasaklaması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma, doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde sadece miktar artışının değil aynı zamanda ürün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan alternatif bir üretim şeklidir.Türkiye ile aynı iklim kuşağına sahip ülkelerin topraklarında organik madde miktarı oldukça düşük düzeyde olmaktadır. Buna bağlı olarak toprakların besin elementi tutma kapasiteleri de düşük olmaktadır. Toprakların humus miktarının artırılması toprağın verimliliğinin artması olarak değerlendirileceğinden uzun sürede toprak verimliliği açısından son derece önemlidir. Almanya, Rusya ve İngiltere’de halen devam etmekte olan uzun süreli deneme sonuçlarına göre topraklara uygulanan değişik gübreleme programları sonucu, yalnız başına kimyasal gübre uygulanan parsellerde toprakların humus miktarında başlangıç anına göre bir düşüş olur iken; organik madde ilavesi yapılan parsellerde bu değerin biraz arttığı fakat organik madde ilave edilen parsellerde humus miktarının daha da artığı ve mineral gübre uygulamasına oranla %114 oranında verim artışı sağlandığı rapor edilmektedir. Benzer denemelerde toprağa organik madde ilavesinin topraklara stabil bir yapı kazandıracağı ve üst topraktaki yüzeyindeki besin elementlerinin ortamdan daha az uzaklaşacağı tahmin edilmektedir ki bu toprakların sürekliliği açısından son derece önemli bir stratejidir. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerin bir çoğunda toprak verimliliğini ve toprağın üretim kapasitesini devam ettirerek ve geliştirmek için doğal kaynaklardan yararlanılmaktadır. Bugün bir çok batı ülkesi bilinen klasik tarım teknikleri yerine doğayı da koruyacak mekanizmaları olan alternatif tarım teknikleri uygulamaktadırlar. Çoğu ülkelerde organik tarım adı altında geliştirilen sistemde mümkün olduğunca tarımsal üretimde doğal kaynakların kullanılması ön plana çıkarılmaktadır. Hızlı artan dünya nüfusu karşısında gerekli ve yeterli gıdaların sağlanması için kimyasal girdi kullanımı tarımsal üretimin her alanına girmiştir. Fakat yakın geçmişte özellikle de kimyasalların ilk ve en yaygın kullanıldığı ülkelerde yeni alternatif yaklaşımlar ortaya atılmaya başlanmıştır. Bitkilerin beslenmesinde özellikle de bitkilerin doğal mekanizmalarının kullanılması, bunun yanında ilave takviyelerin yapılması ön plana çıkmaktadır. Batı Avrupa ülkelerinde bugün % 10 ‘lafına yaklaşan organik tarım işletmelerinin varlığı bilinmektedir. Bu işletmelerde mümkün olduğunca organik kaynaklar kullanılarak daha sağlıklı ve kaliteli ürünler üretilerek tüketicilere sunulmaktadır. Hatta pazarlarda bu ürünler bir kaç katı daha yüksek fiyata alıcı bulmaktadır.Organik Üretim Nedir? Bir organik organizasyona göre organik üretim doğal üretimler içerisinde yer alır. Organik tarımda materyaller ve ürünler sürekli olarak tarım sistemi içerisinde kullanılır. Organik tarımın anlamı; ürünlerin sentetik gübreler, herbisit, insektisit veya fungusit kullanılmadan yetiştirilmesidir. Yoğun tarımın yerine alternatif tarım uygulamaları, toprak sağlığını korur ve sentetik girdilere ihtiyaçları azaltır. Bitki üretiminde temel olarak organik girdilerin ihmal edildiği sentetik gübreler ve pestisitler kullanımının yoğun olarak uygulandığı tarım sistemleri elemine edilmiştir. Organik bitki üretiminde hastalıklara, böcek zararlılarına ve yabani otlara karşı bitkiler doğal bağışıklık sistemlerini geliştirmek için bitki rotasyonu kullanarak ve organik madde sağlamak yoluyla toprak sisteminde bitkilerin dayanıklılığı artırılır.Organik Tarımın İlkeleriEkolojik tarımın başlıca 3 ilkesi bulunmaktadır. Bunlar:1. Doğa ile uyumlu üretim2. Kapalı Sistem (Kendine Yeterli Tarım)3. Ekim Nöbeti Bu ilkeler altında ülkesel ve yöresel koşullar dikkate alınarak ekolojik tarım aktiviteleri değişkenlikler kazanabilirler. Ancak, genel olarak aşağıdaki faaliyetleri içerirler. Bitkisel Üretimde; Uygun yöntemlerle minimum toprak işleme Toprak verimliliğinin korunmasına ve artırılmasına yönelik çalışmalar Kimyasal gübre yerine organik gübre kullanımı Dayanıklı, sağlıklı tohum ve bitki çeşitlerinin seçimi Uygun ekim-dikim yöntemi Bitki korumada doğrudan kimyasal girdi kullanımı yerine ekolojik yöntem ve girdi kullanımı Hasat, depolama, işleme ve paketleme faaliyetlerinin ekolojik yöntemler içinde yürütülmesiHayvansal Üretimde; Sağlıklı hayvan yetiştiriciliği Uygun ahır koşulları Organik yemlerden yararlanma Damızlık ve ırk seçiminde ekolojik uygunlukTüm ilkeler birlikte değerlendirildiğinde, ekolojik tarım belirli bir kültürel ortamdaki sosyal, ekonomik ve ekolojik faktörlerin dengeli gelişmesini sağladığı görülmektedir. Kültürel yapı içinde tüm faktörlerin birleştiği sistem-felsefe ekolojik tarımdır.Organik Tarımın Avantaj ve DezavantajlarıAvantajları Ülkemizde sentetik kimyasallar çiftçilerimizin büyük bir kısmı tarafından ya çok az kullanılmakta, ya da hiç kullanılmamaktadır. Bu nedenle ekolojik tarıma geçişin kolay olması beklenebilir. Üretici geliri ürüne bağlı olarak artmaktadır (Ortalama %10 artış olduğu tahmin edilmektedir.). Fiyatı hızla artan kimyasal gübre, pestisit ve enerji girdilerinden tasarruf edilmektedir. Sözleşmeli tarımla üreticinin tüm ürününün alınması garanti edilmektedir. Ekolojik ürünlerin ihraç fiyatı diğer ürünlerden % 10-20 oranında daha yüksektir. Ekolojik Ürünlerin ihracatı ile ülkemiz tarım ürünleri için ilave bir kapasite yaratılmaktadır. Dolayısıyla ihraç edilen her ton daha önce ulaşılamayan tüketici kitlesine gitmektedir. Özel bilgi isteyen ekolojik tarım modeli Ziraat mühendisleri için yeni istihdam sahaları yaratmaktadır.Dezavantajları Ülkemizde tarımsal ürün arzında yıldan yıla önemli dalgalanmalar görülmektedir. Hızla artıp gençleşen nüfus, tüketim düzeyinin ve çeşitliliğinin sürekli artması ve çevredeki ülkelerin hemen hepsinin tarımsal ürün talep eden özellikleri sebebiyle organik tarımın (verimde meydana gelebilecek azalma nedeniyle) kısa vadede gelişmesi zor görünmektedir. Ekolojik tarım metoduyla bitkisel üretimde ortaya çıkan bir sorun, arazilerin çok küçük, parçalı ve birbirine yakın olmasıdır. Bu durum organik üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Çünkü ekolojik üretim yapan bir işletmenin çevrede üretim yapan diğer klasik işletmelerde kullanılan kimyasallardan etkilenmemesi mümkün değildir Ekolojik tarım sisteminde yetiştirilen ürünlerin pazarlanması özellikle iç piyasa için yeni ve belirsiz bir konudur. .
 Konunun yeni olması nedeniyle yeterli tarımsal yayım çalışmaları ve eleman bulunmaması ekolojik tarımın diğer olumsuz yanıdır.Organik Gübreleme Yöntemi: Organik gübrelemenin esası kimyasal gübrelerin kullanılmamasıdır. Doğal olarak toprakta bulunması gereken besin elementi miktarı için bitki üretim sisteminde tercih edilen görüş; organik gübrelerin yerini alan kimyasal gübrelerin hem sağlık açısından uygun olmadığı, hem de yüksek maliyette olduğu bildirilmektedir.
Hayvansal gübrelerin kullanımı bilinen en eski zirai uygulamalardır. Ancak hayvansal kaynaklı gübreleri kullanmadan önce, kompost halinde işleme tabi tutmak; zararlı bakterileri öldürür, istenmeyen kokuyu giderir ve NO3 kaybını minimize eder. Diğer organik besin kaynakları; balık artıkları, doğal fosfatlar (kaya fosfatı), kemik unu, pamuk tohumu ve yosundur.
 Diğer bitkilerle birlikte rotasyon yaparak baklagil bitkileri yetiştirmek gübre uygulamaları açısından çok önemlidir. Bilindiği üzere baklagiller bitki köklerindeki nodüllerde rhizobial bakteriyi barındırırlar. Bu bakteriler aracılığıyla havadaki serbest N formunu bitkinin kullanacağı forma dönüştürerek bitkinin almasını sağlarlar. Yonca, lupin, gibi baklagiller kendi azot gereksinimini bu şekilde sağlarlar.
Genellikle, geniş tohumlu baklagiller yani tanesi için yetiştirilen bakteriler (fasulye gibi) azot üretiminden daha fazla azotu tohum üretimi için kullanılır ve genellikle toprak azotunu artırmada yada iyileştirmede kullanılmaz. Baklagiller veya yulaf, çavdar ve buğday gibi baklagil olmayan bitkilerin yaprakları toprakta N kaynağı olarak kullanılır ve yeşil gübreleme olarak adlandırılır. Bir baklagil olan Avusturya kışlık bezelyesi yaygın olarak kullanılır. 


6/4/2009 | Kategori: Saglik | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

nar'ın yararları..

Nar meyvesi oldukça lezzetli vede süper ötesi yararlı bir meyvedir. Nar ayrıca çok lezzetli bir meyvedir. Nar suyu bir çok içecek ile beraber tüketilir. Suyundaki antioksidan miktarı, yeşil çay, kızılcık ve portakal suyuna göre 3 kat daha fazladır çok daha yararlıdır. Nar yararları, faydaları şunlardır:

*Tansiyonumuzu olumlu bir şekilde düzenler
*Kalbimizi korur düzenli çalışmasına destek olur
*Enfeksiyona karşı vücut direncini korur ve artırır
*Enerji verir, yorgunluğu giderir
*İdrar söktürücü etkisiyle toksin atımını sağlar
*Bağışıklık sistemini güçlendirir hastalıklara karşı korur
*Kolesterol ve kan şekerimizi regüle eder artmasını engeller
*Bağırsak parazitlerinin düşmanıdır, iyi bakterilerin artmasını sağlar
*İshali (diare) önler tedavide destek sağlar
*Ekşi nar ise mide yanmalarına karşı faydalıdır
Uyarı: Zaman zaman midede şişkinlik ve gaz meydana getirdiği için ateşli hastalığı olanlara iyi gelmeyeceği belirtilmiştir. Küçük çocuklar ve hamilelerin de fazla tüketmemesi tavsiye ediliyor.

1/4/2009 | Kategori: Saglik | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

EWET- HAYIR?

Diyet yapma kararı aldığınızda hangi tür besinleri tercih etmeniz ya da uzak durmanız gerektiğini biliyor musunuz? Kilo vermenizi destekleyici, formunuzu korumaya yardımcı yiyeceklerin listesi diyet yolculuğunuzda rehberiniz olacak.



Evet Listesi
Domates          Marul
Soğan                Salatalık
Mantar            Turp
Kereviz            Peynir
Çorba               Beyaz lahana
Filtre Kahve
Beyaz etli balık   Izgara dana eti
Balık buğulama  Tavuk eti



Hayır Listesi
Havuç     Patates
Pirinç      Koyu soslar
Şeker      Çikolata
Alkol       Fındık
Krema
Kek ve bisküvi
Beyaz ekmek
Kızartma
Koyu çorbalar

1/4/2009 | Kategori: Saglik | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

<Önceki Yazılar |

günaydın
mrb